Ucup Ne Anlama Gelir? Biraz Ciddiyet, Bolca Mizah
İzmir’de yaşamak, sanki her an bir stand-up şovunun ortasında olmak gibi. Hani o tipik “yolda yürürken kendini başkalarına deli gibi komik gösterdiğini düşündüğün, ama aslında kimse seni izlemiyor” anları vardır ya, işte o anlar çok sık yaşanır burada. Bugün de sizlere, İzmir’in bolca espri, bolca sohbet dolu atmosferinde “ucup” kavramını anlatmaya karar verdim. Ama elbette, biraz mizah, biraz da kafa karışıklığı ile… Hadi gelin, bu konuda biraz esprili bir bakış açısı geliştirelim.
Ama öncelikle, “Ucup ne anlama gelir?” sorusuyla başlayalım. Ucup, İslam literatüründe bir terim olarak karşımıza çıkar. Temelde, bir insanın kendisini diğer insanlardan üstün görmesi ve bu düşünceyi bir şekilde dışarıya yansıtması anlamına gelir. Peki, bu kavramı günlük hayatımıza nasıl entegre ederiz? Şimdi, benim kafamda bu “kendini beğenmişlik” durumunu baz alarak, yaşadığım bazı komik anıları ve gözlemleri sizlere aktaracağım. Hazır mısınız?
Ucup ve Kendini Sürekli Üstün Görme: Komik Bir Deneyim
Geçen hafta, arkadaşlarla bir kafede oturuyoruz. Tam önümde bir masa var. Bu masada, şehrin en “cool” insanlarından birkaçı oturuyor. Aralarındaki konuşmalardan bir tanesini net bir şekilde duyabiliyorum. Birisi diyor ki:
“Yani ben her zaman çok farklıyım. Herkes bana bakıyor ve ben de onlara bakıyorum. Farkındalık, arkadaşlar. Farkındalık.”
Bir an için durdum. Kafamda, “Farkındalık” derken, acaba bir kafede espresso içmekle mi oluyor? Yoksa ayaklarını masanın üstüne koyup, herkesin seni gözleriyle yediğini hissederek mi farkındalık kazanıyorsun? Belki de o anda fark ettiğim şey, işte tam olarak “ucup” kavramının tanımıydı. Hani insanın kendini sürekli bir “öteki” olarak görmesi… Bu durumun komik yanı şu ki, o kişi, “ben farklıyım” derken aslında her şeyin tam ortasında yer alıyordu ve kimse onun o kadar farklı olduğunu düşünmüyordu.
Ucup işte bu; insanın kendini öyle bir üstün konumda görmesi ki, aslında kimse onun o kadar “özel” olduğunu fark etmiyor bile.
Ucup ve Toplumsal İlişkiler: “Ego” Tuzu
İzmir’de, sosyal çevremde, çok fazla insanla tanıştım. Kimisi oldukça alçakgönüllü, kimisi ise “benim gibi düşünenler bu dünyada yalnızca 3 kişi var” diyen türden. İşte o kişiler, ucup noktasında hayatımızın başlıca temalarından birini oluşturuyor. Geçen gün bir arkadaşım bana şöyle dedi:
“Yani sen, bana göre biraz farklısın. Yani diğer insanlardan gerçekten daha çok düşünüyorsun gibi. Belki de bu yüzden takılacak insan bulamıyorsun.”
“Nasıl yani?” dedim, şaşkın bir şekilde.
“Yani işte, mesela sen, mesela, fazla entelektüel falan. Anlatamıyorum ama, birisiyle gitsin bu sohbet. Senin kafa farklı. Sen de farkındasın, değil mi?” dedi.
Bunu söyledikten sonra, bana bakışındaki o “sen farklısın” bakışını gördüm. Hani gözlerinde “sadece senin gibi insanlar anlayabilir” havası vardı. İşte tam burada devreye giriyor: Ucup! O an, gerçekten de kendimi diğer insanlardan üstün hissetmek istemedim. Zira kendimi düşünmek bir şey, ama bunu başkalarına “sürekli anlatmak” ve kendimi entelektüel bir yüksekliğe oturtmak, işte o da ucup.
Çünkü her şey “benim yaptığım doğru” gibi algılanmaya başlıyor ve o noktada, insanları gözünde küçük görmeye başlıyorsun. Yani, “ucup” demek, kısaca, o an seni “daha iyi” veya “farklı” biri olarak görmenin verdiği zevki yaşamak ama bu hissi başkalarına dayatmak demek.
Ucup ve Sosyal Medya: Instagram’da Kendini Sürekli Gösterme
Bunu Instagram’da da gözlemlemek mümkün. “Burası benim dünyam” derken, bir yandan da sürekli benzer paylaşımlar yaparak, “bunu yaparak kendimi daha değerli hissediyorum” diyen tipler yok mu? İşte onlar, tam olarak ucup hastalığına yakalanmış kişiler. Hem de öyle bir yakalanmışlar ki, her fotoğrafın altına “bunu kimse yapamaz, ben bunu başardım” edasıyla yorum yapabiliyorlar.
Bir gün arkadaşım, bana Instagram’daki son fotoğrafımın neden “daha havalı” olmadığını sordu. Ben de kendisine gayet ciddi bir şekilde:
“Yani, bak, ben aslında biraz daha alçakgönüllü biriyim. Instagram’da abartmak istemiyorum. Hem zaten 4 fotoğraf paylaşırsam takipçi kaybederim, öyle değil mi?” diye cevap verdim.
Ama içimden de düşündüm: “Acaba ben de bu kadar paylaşıp, sonra altına ‘Her şeyimle ben’ tarzında bir açıklama yapsam, daha fazla beğeni alır mıyım?” Gerçekten düşündüm, sonra fark ettim: Ah, işte bu, ucup’tu. Kendini sürekli olarak bir “sosyal medya şahsiyeti” gibi görmek, o an kendini diğerlerinden “özel” hissetmek. Fakat bu, tam da insanın içsel huzurunu kaybetmesine neden olan bir durum. Yani, sosyal medyada takıntılı bir şekilde kendini değerli kılmaya çalışmak, aslında bir çeşit ucup, değil mi?
Ucup ve Kendi Kendine Takılmak: “Ego’nun Üst Düzey Yolculuğu”
İzmir’in kalabalık caddelerinde yürürken, bazen kendime “şu an hangi duruma düşmüş olabilirim?” diye sorarım. Kendi kendime en komik anları yakaladığımda, aynada bir bakarım, “Acaba fazla entelektüel olmaktan mı sıkıldım?” derim. Ama sonra hemen, “Yok, aslında doğru yapıyorum. İnsanlar bir parça ‘cool’ olmak istiyor. Neden ben de olmayayım?” diye düşünürüm.
İşte bu, bir çeşit kendini fazla düşünme ve sürekli kendini “beğenme” tuzağına düşmek. Çünkü ucup, aslında her an insanın içinde uyandırdığı, biraz da gururla beslediği bir his. Ama bu, çoğu zaman başkalarına yansıyan, takınılan bir tavır halini alır.
Sonuç: Ucup’a Dair Son Söz
Ucup ne anlama gelir? Kısaca, insanın kendini başkalarından üstün görmesi ve bunu çevresine de hissettirmesidir. Bunu, günlük yaşamda, sosyal medyada, iş yerlerinde veya arkadaş sohbetlerinde görmek mümkün. Ama önemli olan, insanın bu “ben farklıyım” düşüncesini bir kenara bırakıp, başkalarını küçümsememesi gerektiğini fark etmesidir. Çünkü son tahlilde, hiç kimse mükemmel değil. Ve kimse, kimseye “ben daha iyi” deme hakkına sahip değil. Herkesin bir yeri var, herkesin bir değeri var.
Ve belki de hayatın en güzel yanı, “kendini beğenme” değil, “başkalarını takdir etme” noktasında bulur insan. Kim bilir?